Muhammed Sıddık HEKİM - MUKADDİME

الحمدلله رب العالمين وبه نستعين والصلاة والسلام على خير خلقه محمد وعلى آله وصحبه اجمعين

Aziz Kardeşlerimiz; Allahü Zülcelâl celle celâlihu şöyle buyuruyor:

Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz.  (Hucurat / 10)

Mü’minlerin kardeş olduğunu ilân ediyor. “Mü’min kimdir?” derseniz:

لااله الا الله محمد رسول الله

diyen kimse mü’mindir. Diliyle ikrar, kalbiyle tasdik etmek şartiyle... Bu minval üzere olanlar kardeşlerimizdir. Kardeşliğini kabullendikten sonra ne buyuruyor bu sefer; kardeşler arasında salah getiriniz ve fesada asla âlet olmayınız. Onun için bu fitne ve fesadlıklara Allahü Zülcelâl asla cevaz vermemiştir. Ve sonunda ise; “Allah korkusu üzerinizde olsun ki Allah’ın rahmetine nâil olasınız.”

Benim şahsen; 12 senesi Antalya’nın Kumluca ilçesinde olmak üzere, kardeşlerimizle birlikte ikindi namazından sonraları yapmakta olduğumuz sohbetlerimiz devam etmektedir. İkindiden sonrası başka bir vakte benzemiyor. Çünkü, gündüz dürülmekte ve ömrümüzden bir gün daha kapanmaktadır. Onun için ikindiden sonra hayatımızda daha ihtiyatlı olup güzel şeylerle meşgul olmak en  güzel tarafıdır. Bizde ikindi namazından sonra akşam namazı yaklaşıncaya kadar süren sohbetlerimizi devam ettire gelmişizdir. Bu meclisimizin teşkili “İhvanu’n fillah’dır. Allahü Zülcelâl mü’minlerin kardeşliğini ilân edince, o zaman bilhassa aralarında muhabbette olunca “Hubbu’n fillah” kardeşlerimiz bir mecliste toplanınca birlikte elbirliğiyle kardeşvâri sohbetlerimiz devam etmektedir. Allahü Zülcelâl bu türlü ihvanu’n fillah= muhabbetü’n fillah meclislerine o kadar da değer vermiştir ki; Habibi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) öyle buyuruyor:

اذامررتم علىرياض الجنةفارتعوا

Yâni; “Cennet bahçelerinden geçerseniz ihtiyacınızı alınız.” buyurunca: “Ya Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) yeryüzünde cennet bahçeleri olur mu?” diyorlar da cevâben:  “Evet,

قالو: ومارياض الجنة؟ قال:حلق الذكروحلق العلم

 “ne yapar bu kimseler?” “Esâsen ilim meclisleri ve zikir meclisleridir bunlar.” Zâten Allahü Zülcelâli zikrini yapmaktan daha üstün ne olabilir? İlim meclisleri ki; hele bu günümüzde dine fesad sokma yönünden fazlaca hücûmlar başlamıştır. Birçok yönlerden dini tâmir değil de harabetmeye çalışmaktadırlar. Ekseriyet bu şekle ve hale dönmüştür. Allahü Zülcelâl bizleri muhafaza buyursun.

Cenabı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyuruyor ki; O kadar da fitneler çıkar ki; millet bu fitnelerin mahiyetini iyice fehmedip anlamadığı için, sabah mü’min kalkan akşama kâfir döner veya sabah kâfirdir akşama mü’mindir. Neden acaba fitne devresinde sabah mü’min iken akşama kâfire dönüşüyor? İşte bunun sebebi; fitneyi mübah görür olmalarıdır. Fitne içine düşüp insanları öldürmeyi veya mallarını gasbetmeyi mübah sayıp bir sakınca da görmezler. Bu ise böyle yapanları küfre eletir. Onun için “Lâ ilâhe illallah Muhammede’r resulullah” diyen bir kimse kardeşine bu şekilde tecavüz edemez. Mü’minin; canı, malı ve ırzı haramdır. Hatta mü’min hakkında su’izan (kötü zan) etmek dahi haramdır.

Tabi, eski dönemlerde sohbetler yapardık ancak; yazmak, teybe almak veya kamera vs. gibi şeyler yoktu. Antalya’da ilk 30 senemiz böyle geçti. Son 10 yılda ise, baktık ki bu fitneler artarak devam etmekte ve karşılarına çıkıpta cevab verilmesi zarureti ortaya çıkmakta olduğunu görünce sohbetlerimiz çeşitli şekillerde tesbit edilip sonunda da kitablar haline getirildi. Tasavvuf’u anlatan bir eserden sonra “Fırka-i Nâciye’nin Hükümleri” adlı eserimizde, Cenab-ı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ‘ın ehl-i sünnet ve’l cemaat itikadı, kaza ve kader vb. gibi konuları anlatmışızdır. Tez olarak, insanın kendisine yararlı olacak ayni zamanda da Allahü Zülcelâl ve Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’ın rızasını temin edecek tarza göre anlatmaya ve öğretmeye gayret ettik. Bu yaşadığımız günlerdeki vakı’alara göre bir fesad çıkmış ise mutlaka ve mutlaka bunun karşısında durulmasına çalışmışızdır Allahın izni ve inâyetiyle.

Aslında biz, ortalara çıkmayı hiçte arzulamayız ve böyle bir isteğimizde yoktur. Ancak, Allahü Zülcelâl’in bir hikmetidir ki şu hadisi şerifi görünce fikrimiz değişmiştir. Cenab-ı Rasululah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) buyuruyor ki; “Bu gibi fitneler gününde fitnelerle karşı karşıya kalınca eğer bir kimsenin, bunları durduracak veyahutta hakikâti anlatabilecek ilmi var ise ketmedip gizlemesin. Eğer ketmedecek olursa o zaman; Allah’ın, Rasulullah’ın, meleklerin ve insanların lâ’neti o kimsenin üzerine olsun.” İşte böyle buyurunca bu lâ’nete doğrusu dayanamadım. Elimizde ise yeterli âlet, edevât çok olup, bu günkü kadar kitabların yaygınlığı ve çokluğu hiçbir zaman görülmemiştir. Kur’an-ı Azimü’ş şan’ın tefsirleri, Muhteviyâtı ve teferruatı çeşit çeşit olup çokça elimizde mevcûddur. Hadisler ise sayılmayacak kadardır. Hülasa envai ilimlerle ilgili eserler mevcûd durumda kendimizde bulunmaktadır. Bu ise Allahü Zülcelâl’in bir lütfûdur. Böyle olup dururken i’tiraz edecek bir halimiz kalmayınca, bir kardeş olarak anlatmaya, söylemeye ve öğretmeye azmetmişizdir ve neticesi “Fırka-ı Nâciye’nin Hükümleri” isimli seri eserimizi halka sunmuşuz ve devam etmektedir.

Haşa kendimizi medh-ü-senâya ihtiyaç da yoktur. Neden? Çünkü; esâsen Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) emrettikten sonra biz bunu yapmaya çalışırız ve çalışdık. Ve daha daha da çalışacağız inşallahü teâlâ... Mübârek büyük zâtlar, kendilerini yormadan ne güzel buyurmuşlar:

اثارناتدل على احوالنا

“Eserlerimiz ahvalimiz hakkında mâlumât vermektedir ve delilimizdir.” Niyetimiz, fikrimiz, gayemiz ve emelimiz nedir? Bunlar eserlerimizde mevcûddur. Dünyalık mı, ahiretlik mi bunları eserlerimiz ortaya koyar. Onun için bunları anlatmaya ihtiyaç yoktur. Evveli başta eserlerimize başvurunuz.

“Fırka-i Nâciye” dediğimiz; Cenab-ı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem): “Geçmiş ümmetler yetmiş bir ve yetmiş iki fırka oldular, benim ümmetimde yetmiş üç fırka olacaktır. Bunlardan bir fırkası cennetlik olan Fırka-i Nâciye (kurtulanlar kısmı) diğer 72 fırka ise cehennemliktir.” Buyurup yere dosdoğru bir çizgi çizmiştir ve Kur’an-ı Kerim’deki En’am süresinden:

İşte benim doğru yolum budur; ona uyun. Sizi O'nun yolundan ayıracak başka yollara uymayın. (Azabından) korunmanız için Allah size böyle tavsiye etmiştir.  (En’âm / 153)

âyet-i celilesinde buyurulduğu üzere “Benim hak yolum dosdoğrudur.” buyurup bu çizginin sağına ve soluna başka çizgiler çizmiş ve “İşte bu şekilde, benim hak yolumun dışında sağında ve solunda çıkış yapacak yolların başlarında birer şeytan vardır.” buyurmuştur. Hak yolun dışındaki bu yolların bir kısmı dalalete (sapıklığa) bir kısmı da küfre eletmektedir.

Allahü Zülcelâle şükürler olsun ki bunları teşvik için söylememekteyim. Zâten kitablardan bir kuruş dahi almamaktayım. Masraflarını çıkarması yeterli olup bizim câmiamız, milleti soymayı ve dini âlet etmeyi asla hoş görmeyiz. Dinimiz münezzeh ve temizdir. Dünyalık temini yönünden herhangi bir emelimiz yoktur. Şükürler olsun.

Hamdolsun hafızlığımızda vardır. Bir kasette iki cüz olmak üzere Kur’an kasetlerimizde mevcûddur. Ne var ki değil para ile satmak, hali durumu iyi olmayan kardeşlerimize kendi cebimizden kaset alıp da çekip vermişiz de... Öteden beri bu minvâl üzereyiz. Camia’mızın milletin malında gözü olmamıştır. Senelerce ramazanda hatimle namaz kıldırdık. Bilhassa Korkuteli ilçesinde o zamanın müftüsü ki Allah rahmet eylesin, Mısır El Ezher’de 11 sene çalışmış hem hafız hem de âlim bir zattı, bizi öne imam edip kendisi de fatihlik yapmıştır. Antalya’da da hatimle ramazanlarımız devam etmekle beraber, bir Kadir Gecesinde; Yatsı namazında 2 cüz, vitir namazında 3 cüz ve teravih namazında her rekatta 5 hizib olmak üzere 20 rekatta 25 cüz olmak üzere Allahü Zülcelâl’in  izni ve inâyetiyle bir gecede hatimle kıldırdık. Uzaktan hafsalaya sığmayabilir ancak, baştan sona bu kasetlerimiz elimizde olup arzu edildiği takdirde, 7 kaset ki 7 saatlik sürede baştan başa Kur’an-ı Kerim’in hatmini birlikte yapmayı ve takip etmeyi temin edecektir. Bu ise duyulmuş vakıa’lardan değildir. Bunu senelerce yaptım şükürler olsun. Bahsettiğimiz Kadir Gecesi hatmi ramazanın uzun yaz gecelerine denk geldiği zamanlar da olabilmiştir. Zira halkı sahura yetiştirebilme sorumluluğumuz vardı. Kısa gecelerde ise herkes kendi evinde kendisi bitirsin dedik. Hali hazır 15 kasetlik mukabele hatmimiz yaygındır. Kadir Gecesindeki 7 kasetlik hatmimiz ise yaygın olmamakla beraber mevcûddur. İnsan bir Kadir Gecesinde evinde veya bir toplulukta birlikte oturup da, Kur’an-ı Kerim’in harikalıklarını baştan başa düzgünce dinleyecek yada takibedecek olursa ne âlâ iştir bu... Hattaki biz geçen sene Kadir Gecesinde Teravih namazı kıldık, toplandık ve saat 21.00 de başlayıp 7 kaseti dinledik ve sahurumuzu da yaptık.

Hülasa kardeşlerimiz; Allahü Zülcelâl’e şükürler olsun Kur’an ilimdir ve asla âlet edavât edinmedik. Allahü Zülcelâl ihtiyacımızı temin imkanı vermiştir. Hiç kimseye ihtiyacımız olmayıp ancak ve ancak Allahü Zülcelâl’in ve Rasulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) lütfû keremlerine muhtacız. Bunları söylememizdeki gâye, teşvik ve alım satım vs. için değildir. Dini meselelerde hiç bir zaman para ve pula değer vermedik. Kumluca’da 12 sene imamlığa devam ettik. Sekiz dokuz senesi ise resmi kadrolu imam olmamıza rağmen maaşımızı ihtiyacı olan bir kardeşimize “bulunmaz isek namazı kıldırırsın” diyerek kuruşu kuruşuna o kimseye vermişizdir. Maaş işini ona havale ettik ve 1 kuruş dahi almadık. Allahü Zülcelâle şükürler olsun ki tabiatımız öteden  beri müstağnidir. Dini meseleleri yem olarak kullanmayı hiç te hoş görmedik ve yapmadık. Hele bilhassa Kelamullah’ı asla... Antalya’da uzun yıllardır yaşayanlar biliyorlar. Sizlere ise “eserlerimiz halimizi anlatır” diyoruz.

Allahü Zülcelâl cümlemize ale’l hak ne ise muvaffak ve müyesser eylesin. Âmine ya Mûin.